ArtReview Power 100



1. Hans Ulrich Obrist (Swiss curator and art critic)
2. Glenn D. Lowry (Director of the MoMA)
3. Sir Nicholas Serota (British art curator)
4. Daniel Birnbaum (Swiss curator)
5. Larry Gagosian (American art dealer and owner of the Gagosian Gallery)
6. François Pinault (French art collector)
7. Eli Broad (American art collector)
8. Anton Vidokle, Julieta Aranda & Brian Kuan Wood (Artist Collective)
9. Iwona Blazwick (Director of the Whitechapel Art Gallery)
10. Bruce Nauman (Artist)
11. Iwan Wirth
12. David Zwirner
13. Jeff Koons
14. Jay Jopling
15. Marian Goodman
16. Agnes Gund
17. Takashi Murakami
18. Alfred Pacquement
19. Peter Fischli & David Weiss
20. Mike Kelley
21. Barbara Gladstone
22. Steven A. Cohen
23. Dominique Lévy & Robert Mnuchin
24. Adam D. Weinberg
25. Marc Glimcher
26. Amy Cappellazzo & Brett Gorvy
27. Cheyenne Westphal & Tobias Meyer
28. Ann Philbin
29. Matthew Higgs
30. Matthew Marks
31. Tim Blum & Jeff Poe
32. Gavin Brown
33. Ralph Rugoff
34. Liam Gillick
35. Anne Pasternak
36. Dakis Joannou
37. John Baldessari
38. Isa Genzken
39. Paul McCarthy
40. Michael Govan
41. Eugenio López
42. Cindy Sherman
43. Ai Weiwei
44. Patricia Phelps de Cisneros
45. Annette Schönholzer & Marc Spiegler
46. Diedrich Diederichsen
47. Richard Prince
48. Damien Hirst
49. Bernard Arnault
50. Massimiliano Gioni
51. Amanda Sharp & Matthew Slotover
52. Joel Wachs
53. Victor Pinchuk
54. Udo Kittelmann
55. Marina Abramović
56. Michael Ringier
57. Gerhard Richter
58. Richard Serra
59. RoseLee Goldberg
60. Kasper König
61. Roberta Smith
62. Monika Sprüth & Philomene Magers
63. Germano Celant
64. Emmanuel Perrotin
65. Peter Schjeldahl
66. Beatrix Ruf
67. Okwui Enwezor
68. Nicolas Bourriaud
69. Karen & Christian Boros
70. Isabelle Graw
71. Maurizio Cattelan
72. Charles Saatchi
73. Jerry Saltz
74. Jasper Johns
75. Louise Bourgeois
76. Thaddaeus Ropac
77. Mera & Don Rubell
78. Thelma Golden
79. Sarah Morris
80. Carolyn Christov-Bakargiev
81. Anita & Poju Zabludowicz
82. Paul Schimmel
83. Jose, Alberto & David Mugrabi
84. Sadie Coles
85. Daniel Buchholz
86. Victoria Miro
87. Maureen Paley
88. Johann König
89. Nicolai Wallner
90. Maria Lind
91. Massimo De Carlo
92. Mario Cristiani, Lorenzo Fiaschi & Maurizio Rigillo
93. Rirkrit Tiravanija
94. Toby Webster
95. Long March Space
96. Nicholas Logsdail
97. Harry Blain & Graham Southern
98. Claire Hsu
99. Peter Nagy
100. Glenn Beck

'Güncel': Çağdaşımız Yüksel Arslan

Dicle'nin intiharı

LEYLÂ PERVİZAT

İstanbul’da bana çok benzeyen bir kadın intihar etti. İsmi Dicle Koğacıoğlu. Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Dersler veriyor ve kadınlarla ilgili konularda çalışıp yazıyordu. Doktora tezlerimiz de aynı konu üzerineydi. Ailesine bir not bıraktı. İçinde “Çok acı var dayanamıyorum” yazan bir not.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre en fazla insan öldüren şiddet türü, intihar. Aile içi şiddetten, namus cinayetlerinden, terörden belki de en ilginci savaştan bile daha fazla insan intihar ederek ölüyor. Her 40 saniyede bir insan intiharı seçiyor. Yıllık ortalama 1 milyon kişi. Ancak, uzmanlara göre gerçek rakam bunun çok çok üzerinde. Dini tabular, kültürel nedenler ve “çözülemeyen vakalar” var. Tektanrılı dinlerin tümü intiharı en büyük günahları arasında sayıyor. İşte bu yüzden kimse ne söylüyor ne de soruyor. Uzun süre önce görüştüğüm bir din adamı bana bilmemeyi tercih ettiğini açıklamıştı. O zaman “Nasıl cenaze namazını kıldırırım?” diye de sormuştu. Katoliklerde ise intihar edenler mezarlığa kabul edilmiyorlar. Eskilerde yol kenarına bir yere gömülürlerdi. Şimdilerde daha fazla çözüm var. İntihar gelişmiş gelişmemiş ülke dinlemiyor. İsveç ve Hollanda’da intihar edenlerin sayısı, cinayete kurban gidenlerin iki katına denk geliyor.
Neden?
İntihar psikolojik, sosyal, kültürel, biyolojik ve çevresel faktörleri içinde barındıran karmaşık bir konu. Uzmanlara göre insan kendini çıkmazda ve “en güçsüz” hissettiği anda öldürüyor. İşin paradoksal yanı ise bu kendini güçsüz hissetmekte yatıyor. Bir insanın kendi canını alması yapabileceği en büyük güç gösterisi. Psikiyatristler de intihardan kurtulan hastaları tedavi ederken işte bu paradoksa arkalarını yaslayıp hastalarına yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Canımıza niye kıyarız? Cevap çok karmaşık ve hüzünlü. Eğer Rus bir erkek iseniz uzmanlar alkolün önemli bir faktör olduğunu söylüyorlar. Avustralya’daki Aborijinler, Yeni Zelanda’daki Maoriler, ABD’deki Kızılderililer “topluma ait olmadıklarından” intihar ediyorlar. Burada siyasal ve ekonomik nedenler çok önem taşıyor. Tüm bu ülkelerde yaşanan ırkçılık göz önüne alınınca bu yerli cemaatlerin insanları “istenmedikleri ve insan gibi yaşayamadıkları” için canlarına kıyıyorlar. İsveç’te ise intihar eden bir erkeğin cesedi 6 ay bulunmuyor. Yani bu adamı 6 ay boyunca arayan olmamış. Arasa bile “neden ortalıklarda görünmüyor” diye merak etmemiş. Merak etse bile gidip aramamış.
Dicle de benim gibi namus cinayetleri üzerine çalışıyordu. Yani kendisi bir şiddet uzmanıydı. Şiddet hem uygulayanı, hem maruz kalanı hem de üzerinde çalışanı mahvediyor. İşin ilginç yanı ülkemizde şiddet üzerine çalışanlara destek olabilecek hiçbir mekanizma yok. Kendi çalışmalarımı yaparken yüzlerce otopsi raporunu okuyup hâkimlerin verdiği az cezalara isyan edip depresyona girince “yürüyüşe çıkıp kendimi rahatlatmam” önerilmişti. İşin daha garibi de depresyonda olduğumu kimseyi inandıramamam oldu. “Dışardan depresyona girmiş” görünmüyordum. Okuyordum, yazıyordum, çiziyordum, geziyordum. Bazıların diliyle biraz sıkılmıştım. Yürüyüşe çıkınca düzelirdim. Burada asıl akılda tutulması gereken bu işlerle uğraşanların travma yaşamamasını beklemenin anormalliği. Böylesine insan ruhunu yaralayan hikâyeleri dinleyip etkilenmemek için ya makine olmak lazım ya da şeytan.
Başka ülkelerde şiddetle uğraşanlara sistematik ve ücretsiz destek vermek akademik ve sağlık kurumlarının, devletin birimlerinin iç tüzüklerinde yer alır. Hatta bu desteği almakta gecikirseniz neden almadığınız sorgulanır. Yine de bu işi çok iyi yaptığını iddia eden ülkelerde bile ciddi eksikler var. Örneğin, ABD üniversitelerinde kadına yönelik şiddet üzerine çalışanlara ait, ne ve nasıl yapmaları gerektiğini anlatan gelişmiş bir el kitabı yok. Onlar da ya polisin ya da FBI’ın kullandığı kitapçıkları kullanıyorlar.
Şiddetle uğraşırken okuduğunuz raporlardan gördüğünüz ve duyduğunuz haksızlıklardan canınız yanıyor ve desteğiniz de olmayınca acıya dayanamadığınızı yazan bir not bırakıp kendinizi Boğaz köprüsünden atıyorsunuz. “Nasıl bir insanın başka insana böyle davranabildiği” gerçeği asıl insanı çıldırtıyor. Birinin öbürüne böylesine kötülük yapması/yapabilmesi insanı mahvediyor. İşte bu noktada yapılacak en gerekli şey oturup ağlamak. Kızılderililer ağlamanın sadece ağlayanı değil tüm insanlığın bilinçaltını şifaladığını söylerler. Bir de canının canına değdiği dostlar bulabilmek. Zaten o zaman burası yaşanılası bir yer oluyor. İsveç’teki ölüsü altı ay bulunamayan adamın böylesine bir dostu yok. Yeni Zelanda’da intihar eden 25 yaşındaki Maori’nin de böylesine bir dosta ihtiyacı var. O her şeyi olan Yeni Zelandalı beyaz adamın gelip ona “senin acın dinmedikçe ben de rahat uyuyamam” diyen bir dosta ihtiyacı var. Bu “senin yaşadığın benim gerçekliğim değil, sen bunu seçtiğin için yaşıyorsun” diyen duyarsız ve ukala bir sese hiç ihtiyacı yok.
Dicle’yi en son gördüğümde benden doktora tezimi istemişti. Kendisi şu anda her neredeyse, benim yazdıklarımı okumaktan daha iyi ve güzel şeyler yaptığına eminim. Tanrıdan ailesine sabır ve kendisine rahmet diliyorum.

Murat Tosyalı: 'Güreş doğu sporudur demiyorum'

uzak takip: Sarkis Yıldız'da









Yıldız Teknik Üniversitesi'nde sergi açan Sarkis, 'kötülükleri def etmek' için de sahnede kurşun döktü
Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nin Davutpaşa'daki kampüse gönderilmesi tartışmalarına çağdaş sanatın önemli isimlerinden Sarkis de dahil oldu.

Site başlıklı retrospektif sergisi halen İstanbul Modern'de devam eden sanatçı, fakültenin Yıldız yerleşkesinde kalması için, YTÜ Yüksel Sabancı Sanat Merkezi'nde bir sergi daha açtı. Sarkis'in daha önceki sergilerinde çektiği fotoğraflarların sokak afişleri formunda yer aldığı sergi Sarkis Yıldız'da ismini taşıyor.

Serginin önceki gün gerçekleştirilen açılışında bir konuşma yapan Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Ruhi Ayangil, kendilerine verdiği destek için Sarkis'e teşekkür etti. Sanatçının "arazların kovulması ve kötülüklerin defi için" bir performans sergileyeceğini söyleyerek Sarkis'i davet etti. Sahneye çıkan Sarkis, 'kurşun dökme' perfomansı sergiledi. Ortaya çıkan sonucun bir heykel olduğunu vurgulayarak, eserini Sanat ve Tasarım Fakültesi koleksiyonuna armağan etti.

Sembolik Katkı
Kurşun dökme ritüelini ilk olarak 1968 senesinde tecrübe ettiğini, o zamandan beri de kendisi için yeni bir doğuşu simgeleyen her olaydan önce kurşun döktüğünü anlatan sanatçı, performansıyla fakültenin yaşadığı sorunlar karşısında öğrenci ve öğretim görevlilerine sembolik bir katkıda bulunmak istediğini belirtti.

Sarkis, "Sanatla uğraşan gençlerin şehrin potansiyelinden yararlanıp ona göre şekillenmeleri lazım. Şehirden uzaklaşırlarsa bu sergide yer alan afiş dili yok olur. Bunu önlemek lazım" sözleriyle de kampüsün Yıldız'da kalmasını isteyenlere desteğini dile getirdi. Sarkis Yıldız'da sergisi 6 Kasım'a dek görülebilir.

Dress Codes by Yto Barrada



"Yto Barrada, born in Paris to Moroccan parents, deconstructs a more utilitarian form of masquerade in a grid of nine images. They show a Moroccan woman shedding the layers of textiles she wears under her robes in order to smuggle them out of Morocco. Economic necessity generates a homemade fat suit."

Photo: Courtesy the artist and Galerie Polaris, Paris

Epik tiyatro sahnesi olarak bienal //Ali Artun